Gezinimi atla

Yaya geçidinin üstünde isen kendinde gördüğün haklar ile yaya geçidine bakan yerde direksiyon arkasında ise haklar ona göre değişiyor.

HAYIR!

YANLIŞ!

Senin için kural ne ise diğeri için de o olmak zorunda.

Olmazsa ne olur?

KAVGA

ÖLÜM

3ncü SAYFA HABERİ

Örnekler artırılabilir elbette. Ancak ülkemiz şartlarında maalesef kurallara uymayı sevmiyoruz ama uymayanı gördüğümüz zaman zararı bize ise feryat figan dünyaları yıkıyoruz.

Kurala uyma AHLAKI olacak!

Kurala uyulmasının GEREĞİ bilinecek!

Uyulmadı zaman en ağır CEZA verilecek!

Ceza UYGULANACAK hem de HERKESE!

O zaman belki terbiyeli insanlar oluruz.

Trafik cezalarında şöyle bir durum var, hakkınızda ceza kesilebiliyor. Sizde ipe ipe gidip ödüyorsunuz.

Ha diyeceksin ki itiraz et! Haklısın.

Neden ben itiraz ediyorum? Çünkü ben suçsuzum di mi.

Peki neden ben ispat etmek zorundayım?

Suçlu isem o İSPATLASIN!

Hayır, o cezayı keser gönderir. Sen de bankadan ödeme imkanın yoksa (ki bu sistem her zaman çalışmaz) sen de kalkar gidersin vergi dairesine ceza ödemeye.

Kaybın: 3 saat asgari (büyükşehir için)+ENAYİLİĞİN

Yok itiraz edebilirsin.

Kaybın: En az 2-3 gün + SİNİRSEL MÜCADELE + Manyak mıdır nedir ya uğraşıyor bakışları.

Gavurun memleketinde adamların elinde 100 TL lik dijital fotoğraf makinesi var. Yaptın mı hatayı, tarihi ile çekiyor gönderiyor. Sen de İPE İPE ödüyorsun ama GERÇEKTEN İŞLEDİĞİN SUÇUN cezasını!

Fark var.

Burada ENAYİ VAR ya ne gerek var.

Şikayetciyim!

İşim var ya da yok, bu da aslında benim dışındakileri ilgilendirmez değil mi.

Uyuyorum, dıt dıt! Mesaj. Gönderen falan filan mağazası. İşte bir kilo etin kilosu bu hafta için şu kadar lira. BANANE! Alışverişi ben mi yapıyorum.

Dıt dıt. İç çamaşırında kampanya. BANANE! Ben belki giymiyorum, ya da pazardan alıyorum. SANANE.

Bu bizim telefonumuz değil mi. Yani bize özel değil mi. Neden bizi rahatsız ediyorlar. Neden biz bunları GEREKSİZ bir posta olarak reddemiyoruz.

Parayı veren numaraları alıyor. Diyorlar ki ver bana ordan aylık faturası şu kadar olan 30 yaşından büyük hatunların numaralarını. Onlar da diyor yok efendim onu biz şu kadara satarız. SATTIĞIN kimin NUMARASI. Benim.

SATAMAZSIN.

Ya da sen satarsın ama ben o satılık listesinde olmam.

Bu hakkımızı kim alabilir elimizden, tüm şebekeler.

Hiçkimsenin bundan rahatsız olduğunu görmedim şimdiye kadar.

Bir toplantıdasınız ve belki eşiniz ya da anneniz size çok önemli bir durumda ulaşsın diye telefonunuz titreşimde. Bir titreşim oluyor ve telaşla masanın altından bakıyorsunuz:

Gelen mesaj: Ayın sonuna kadar 100 lira harcayana don bedava!

HAKSIZLIK!

Hastanede cebelleşmenin ne kadar güç olduğunu bilirsiniz. Hali hazırda eğer sağlıklı bir kişi iseniz ne sıklıkta hasta olursunuz belki yılda 1-2. O halde hastaneleri iş yerimiz veya evimiz kadar iyi bilebilir miyiz, hayır tabi ki.

Kapıdan girdiğiniz anda sorunlar kümesi üstünüze üstünüze gelir. Girersiniz sağda gerekli/gereksiz insanlar oturur. Önlüklü önlüksüz vs. Yardıma ihtiyacınız vardır çünkü hastanenin prosedürü hakkında en ufak bilginiz olmadığı gibi bu hastaneden hastaneye değişmekle kalmaz sizin bağlı olduğunuz sağlık güvencesine göre de değişiklik gösterir.

İşte size MATRİKS. Çıkın işin içinden.

Soru sormaya yöneldiğiniz yerde, “DANIŞMA DEĞİLDİR” der ancak herhangi bir yerde de “danışma” dır diye de neredeyse yazmaz.

Biri ile göz göze gelip hafif yumuşak göz teması ile soru sormayı başardığınız anda bir diğer sorun gelir. Aşağıda solda! Hoppala.

Aşağısı 400m² hangi sol?

Yeri buldunuz, epey şanslı sayılırsınız aslında. Şimdi diğer sorunlar gelir ardından. Tahlili ne zaman alabilirim? Oraya yazmışız ya! Dayak ne tarafta yeniyor bu hastanede. Herkes sinirlidir ancak unutulan birşey vardır;

Hasta olan sizsinizdir, siz fiziken hasta iken onlar psikolojik olarak hastadır maalesef.

İşinizin tam ortası, siz başka bir dünyada ve bambaşka bir düşüncenin peşinde iken telefon çalıyor ve

-T: İyiiiigünlerrrr, …. falan filanla mı görüşüüüüyoruuuum?

-S: Buyrun, evet.

-T:Siziiii yeniiiii kampanyamııııız hakkınnnnda bilgilendireceğiiiiiim müsaiiiit misiniiiiz?

-S:  Ben firmanızın müşterisi değilim ancak.

-T:Biiiiiz de siiiiize bu konuuuuda yeniiiii imkanlar sunmak istiyoruuuuuz.

Sizin vaktiniz yoktur ve bu arayan kişi uzata uzata sakız gibi bir konuşma tarzı ile kurumsal olmanın gereğinin telefonda yayvan bir şekilde konuşmak olarak algılamaktadır.

İşin komik yanı, telefonun iki tarafın bilgisi dahilinde kapatılması anında karşı taraftan, “başka yardımcı olmamı istediğiniz bir konu var mı?” diye bir soru gelir.

İşte o an, kırılım noktasıdır ki eğlence başlar.

Birincisi yardım isteyen oldu mu? Olmadı, ben kös kös oturuyordum sen aradın!

İkincisi ki zevkli yanlardan biri; bu arayan çocukcağızlar pek bir bilgisizdir. Ellerine bir föy verilir ve bir liste verilir. Aha bu listeden bu numaraları çevir ve bu föydekini okuyuver denir. 10 günlük müşteri hzmeti eğitimi alan, dünyadan henüz bi’ haber olan bu arkadaşa bir soru sorduğunuz zaman karşı tarafta bir sauna etkisi yaratırsınız.

Eğer ki siz, konu hakkında ondan daha fazla bilgiye sahip olduğunuzu hissettirisenize bu genç arkadaş sizi bozabilmek anlamında epey bi’ kasılmaya başlar.

İşte böyledir bilgilendirmeler, peki siz arasanız bilgi alabilir misiniz?

Önce 5′e sonra 7′ye sonra 2′ye basarsın 15 dakika geçer. Sonra hattan düşersin.

Ama o arasa sen açarsın.

Şimdilerde en çok dikkat çeken konulardan biridir bu yazım ahlakı. Ahlakı diyorum çünkü bunun bir ihanet durumu var aslında. Sahip çıkmanız ve bilmeniz gereken birşeye karşı görevinizi yerine getirmemek başka türlü nasıl adlandırılır ki?

Dil değişime uğramaktadır,  tıpkı toplumun uğradığı gibi. Ancak dil dikkatli kullanılmalıdır bunun bir iletişim aracı ve kültürlenme aracı olduğu unutulmadan.

tahin =/ tayin

diyil =/ değil

örnekler çok, bildiğiniz ve gördüğünüz üzere.

Ancak burada bir konu daha var ki, aslında elim ve vahim olan o’dur.

Gazete, dergi ve TV’lerde buna dikkat etmiyor.

Sen bir medya kurumunu idare edeceksin, bunun üzerinden PARA kazanacaksın ancak buna özen göstermeyeceksin ve de bunu herkeZe ilan ederek insanların yanlış bilgilenmesine sebep olacaksın.

Artık herkes HERKEZ yazıyor, teşekkürler MEDYA sahipleri.

Hediyenizi toplumumuz kabul etti.

Devlet baba diyor ki yerel yönetime; ya bu adama otopark yaptıracaksın ya da parasını alacaksın sen yapacaksın.

Demek ki, bizim her halukarda otoparkımız oluyor.

Da, biraz zor oluyor!

Bi’ dakika nasıl olmuyor, belediye bi’ defa üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor.

B: -Bina mı yapacaksın?

H: -Evet.

B: -Otopark var mı projende?

H: -Hayır.

B: -O halde ..TL harç ödeyeceksin ki ben de sana otopark yapayım.

Evet paracıklar gitti belediyeye. Helal olsun.

Otopark nerde?

YOK!

Kaldırım varya, sen de tuhafsın yani.

Kaldırım var da sen kenara babaları koymuşsun, halka hizmet kapsamında.

Otopark yok!

Vergisi var bu meretin, ama yeri yok.

Kanunda var yeri, sokakta yok!

Aracın ÖTV si var KDV si var, yıllık vergisi var, benzinde vergisi var, otopark harcı da var, bir tek sokakta yeri yok!

Akbil var, Allah’tan fazla yer tutmuyor. (Onun da depozitosu var ama, neyse)

Belediye başkanına sorsalar en iyi neyi bilirsin diye, herhalde cevabı “yolları taş döşemeyi” der herhalde.

Gelen kaldırım yapıyor giden kaldırım yapıyor. Yapılan kaldırım kaldırıma benzemiyor. Kaldırımda yürümeye, yağmurlu havada şemsiye lazım ama yukarı tutmaya değil aşağı tutmaya. Taşa basınca altından çıkan su ile paçalar bi’ güzel yıkanır.

Madem adam gibi yapamadın, sonra arasıra bakıp onarın.

Hayır madem olmadı bi daha yapalım!

Her işte insanların hata yapma ihtimali vardır (bazı meslekler hariç) eh kaldırım yapmakta o kadar ölümcül bir iş olmadığına göre yere taş döşeyen adam hata yapabilir. Sonra bu hatalar tespit edilir. Ama hayır. Olmaz. Hata olduysa yıkarız bi daha yaparız.

Her kaldırım yapma dönemi, mahalle halkı için hezeyan araç sahipli için zarar ziyan anlamına geliyor.

Bu işten nemalanan, kaldırımı yapan ile yaptıran.

Buna şikayet eden yok, herkes parasını kazansın. Tabi ki helal yoldan.

Ancak memleketin her köşesi adam gibi kaldırıma sahipte, aynı yerler revize ediliyor. Hayır! Arka sokaklar, bazı belediyelerin sokakları perişan halde. Yahu gidin oraları yapında sonra gelin bir daha onarın bari.

Aynı yerleri taş döşemekle değil, kaldırımı olmayan yere kaldırım yapmak daha mantıklı değil mi?

Herşeyin otomatize olduğu, e-devlete döndüğü söylenir. Süüüüper. Artık hiçbirşey için yorulmayacağız ve o kadar mutlu olacağız ki, birşeyi bir defa yapacağız ve aynı şeyi tekrar tekrar yapmak zorunda kalmayacağız.

Zannediyorsun!

Öyle değil, peki nasıl?

İşte yaşanan:

Hastasın. Doktora gideceksin. Bağkur karneni al ve git.

Kayıt yaparken, ilk uyarı! “Vizeniz yok” Yurt dışına çıkacağımızı bilseydik pasaportumuz ile gelirdik diyesi geliyor insanın. Hayır efendim her sene vize yapılırmış.

Biz yılda kaç defa hastalanırız, yani ortalama bir insan 1 veya 2. Eee o zaman her defa vize yaptıracaksınız.

Hayır yılmayacağım diyip Bağkur yollarına düşersiniz. Sizden bir dilekçe isterler ve sizde efendi efendi doldurursunuz, herşeyin kayıt altında olmasına rağmen bir beyefendi size kimlik dökümü de yapar verir. Siz bankoya gidersiniz ve ikinci uyarı! “AŞ-LTD mi yoksa şahıs mı” eee o zaman sizin Ticaret Odasına gidip onay almanız lazım.

Her ay prim öde, sonra bunu o kuruma ispat et. Parayı alan sensin, neden ben ispat ediyorum?

Haydi Ticaret Odasına git, onay al. Sonra Bağkur’a gel. Bağkur demez mi Ticaret Sicil Gazeteniz? Hooop, artık yeter.

Bu işlemler tam iki güne mal olur, elde peçete hala vardır ve hastalağınız artmıştır. Harcanan para özel doktora verilecek para ile aynı miktara gelmiştir.

İşte SAĞLIK’ta gelinen nokta. Süper.

Hastalanmayın. Prim ödesenizde o prim kadar burnunuzdan getirirler.

Müşteri hizmetleri, aslında Türk milletinin en büyük ihtiyacına cevap veren bir hizmeti üstlenmiş durumda.

Nereye gitsen, birinin bir derdi vardır ve anlatır. Otobüse bin, yolculuk nereye ile başlar. Oğlunun işsizliği ile biter. Vs vs gider. Herkesin derdi var, o zaman müşteri hizmetlerini arasın.

Onlar çok güzel dinler.

Müşteri hizmetlerini arayıp, bir derdini çözen oldu mu?

En son diyalog şu idi

Ç: -Efendim ben bu şikayetinizi kaydediyorum.

M: -Bana çözüm için geri dönecekler mi?

Ç:- Hayır, efendim biz inceleyeceğiz.

M:-Sonucundan benim haberim olmayacak mı yani?

Ç:-Hayır efendim, izah ettim ya sizin mutlaka önce ödeme yapmanız lazım.

Hehehe, müşteri hizmetine bak.

Müşteri dinleme hizmeti.

Bakın işin kolayı var. Bir derdiniz mi var, kahvede çay 50kr. Gidin kahveye, orta yaşlı ılımlı bir abi bulun ona anlatın. Belki onun bi’ tanıdığı vardır da siz de böylece belki derdinizi gerçekten çözersiniz.

Müşteri hizmeti veriyorum diye gert gert gerinenler; bu iş işi bilmeyen asgari ücretle çalıştırılan 10 gün eğitimle yapılacak iş değil. Müşteri bazen, o hizmeti veren adamdan daha uzun zamandır o kurumla çalışıyor oluyor. İşte o zamanda sizin müşteri hizmetine koyduğunuz adam işi çözmek yerine sadece madara oluyor.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.